9 Mayıs 2008 Cuma
Ask ustune ....
Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz.
Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.
Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....
Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...
Hayatı ıskalamaya lüksün yok senin.....
Nazım HİKMET
8 Mayıs 2008 Perşembe
Trafigin sagdan akmasi ve aliskanliklar
Yabanci bir ulkede yasayip, bir yandan o dili ogrenmek, kendi kulturunu, aliskanliklarini birakmak, yenilerine uyum saglamaya calismak ilk bir kac ay bir cok insan icin trajedi haline gelebiliyor. Ben yine cok sansliydim bana buradaki her seyi anlamam ve uyum saglamam icin kendi dilimde konusan ustune ustluk en yakin dostum olan kisi rehberligimi yapiyordu. Bunun icin tesekkurden fazlasi gerek ustelik. Ama cogu insan, kendi kesfetmek zorunda her seyi. Bir bakima zevkli de...Kaybola kaybola, sora sora oranin en memleketlisinden daha bilgili olabilirsiniz :)
Konuyla hem alakali hem alakasiz olarak baska bir konuya deginmek istiyorum. Bugun Ingiltere ile kendi ulkemiz arasinda ne gibi farklar kesfettigimizi sordu ogretmenimiz...
Trafigin sagdan akmasi ve aslinda her seyin "sag" tarafli olmasi, dedik haliyle...
Yollari ve sehri kuran Romalilar her seyin sag taraftan olmasini saglamislar bu ulkede ... Ornegin sifon sag tarafta, soguk su ve sicak su musluklari tamamiyle ters yonde ...Bayanlarin pantalon dugmelerine kadar. Kisacasi uyum saglamasi zor olmakla birlikte traji-komik bir hikayesi de var bu sistemin yerlesmesinin . Soyleymis ki;
Bir zamanlar herkes İngilizler gibi yolun solundan gidiyordu. Bunun için de çok geçerli bir sebep vardı.
Yüzyıllarca önce yolun karşısından gelenin dost mu, yoksa düşman mı olduğunu kestirmek mümkün değildi. İnsanların çoğu sağ ellerini kullandıkları için, yolun solundan, duvar dibinden (yaya veya atla) giderek sol taraflarım emniyete alır, sağ ellerini kılıçlarını hemen çekecek şekilde hazır bekletirlerdi.
Yolun solundan seyahat, ilk defa 1300 yıllarında, papanın Roma'ya gelecek hacıların yolda karmaşaya sebep vermemeleri için, yolun solundan gitmelerini söylemesiyle resmileşti ve yüzyıllar boyu devam etti.
18. yüzyılın sonlarında ABD'de birçok atın çektiği posta arabalarında, sürücü koltuğu yoktu ve sürücü en arkada ve soldaki atın üstünde oturuyordu. Bu da yolun solundan gidildiğinde karşıdan geleni ve yolun kontrolünü zorlaştmyordu.
Çok geçmeden ABD'de trafik sağdan işlemeye başladı. Fransız İhtilali sırasında, ihtilalin liderlerinden Maximilien Ro-bespierre, büyük bir olasılıkla Katolik kiliseye meydan okuyanlara bir jest olsun diye, Parisliler'den yolun sağından gitmelerini istedi.
Bir süre sonra aslında kendisi de bir solak olan Napolyon, or-dulanndaki ikmal arabalannın yollann sağından gitmeleri emrini verdi ve zaptettiği her ülkede de bu uygulamayı hayata geçirdi.
İngiltere hiçbir zaman Napolyon tarafından zapt edilemediğinden İngilizler yolun solundan gitme alışkanlıklanndan vazgeçmediler. Avustralya, Hindistan gibi tüm eski sömürgelerinde de bu usulü devam ettirdiler. Zaten İngilizler'de Amerikalılardan farklı olarak sürücü arabanın üstünde ve sağında oturuyordu.
Modern araba teknolojisinin gelişmesi ile bu gelişimin dünyada öncüsü olan ABD'de sürücü koltuğu ve direksiyon sağdan gidişe uygun olarak sola konuldu ve dünyanın birçok bölgesinde bu şekilde yaygınlaştı.
İngiltere'de ve eski sömürgelerinde, trafik akışını sağ şeride almanın faturası o kadar yüklüdür ki, artık isteseler de kolay kolay bunu yapamazlar.
***** Alintidir.
http://www.prestijforum.com/bunlari-biliyormuydunuzggg-t12283.html?s=f12b31c5c1b2fa38045fcca2144026f5&
Guzel bir bilgi oldu benim icin de ...Paylasmak istedim. Bu arada, burada yasayan milyonlarca insanin tipki benim gibi, arabalari ters yonden bekledigimizden, defalarca kaza atlatma tehlikesi gecirdigimizden de haberdar olmanizi isterim. Yolunuz buralara duser de gelirseniz en dikkat edeceginiz konu bu olmali, zira babam beni cok uyarmisti da ...Anlasilan pek bir kulak arkasi etmisim :)
7 Mayıs 2008 Çarşamba
Seninle yasadiklarimizi tekrar yasamak...
Durmak geliyor icimden kimi zaman,
Kizmadan, yikmadan, kirmadan ...
Kosmadan, nefes nefese kalmak geliyor icimden.
Sana dogru kosup, ters yonde bulmak seni...
Gordugum anda, kaybolmak ....
Susmak geliyor icimden cok seyler konusup,
Susmak...
Siir: Muge ALEV
5 Mayıs 2008 Pazartesi
Bugun Hidirellez .....:))

Bugun benim icin bir senenin en sevdigimin gunu 05 Mayis/06 Mayis bu iki gunu birbirine baglayan gece... Pendik'te oturdugumuz evde bu guzel gunu bana Sevim Teyze'm ogretmisti. Kucuk kucuk kirmizi kurdelerle bahceye iner agacin altina istedigimiz seylerin resimlerini cizer ya da gazeteden, oradan burdan bir fotografini bulup, kesip agacin altina birakiverirdik. Sabah erkenden de gidip alirdik. Hizir'in bizim gul agacinin altina ugrayacagindan o kadar emindik hep ...Her sey o kadar guzeldi bizim icin o kadar temiz ....Bugun burada da yapacagim bu isi hem Sevim Teyzemi anarak hem de 05 Mayis 2000'de gerceklesmis dilegimi animsayarak ...Herkesin bu guzel Bahar Bayram'i kutlu olsun .....:) Simdi ben ne dileyim ki bu yasta resimden acikca belli oluyor degil mi soze ne gerek var eyyy Hizir A.S duy sesimi :))
Bugun Istanbul'daki herkesin Ahirkapi'daki nefis senliklere katilmasi dilerim :))))
Ayrintili bilgiye bu web sayfasindan ulasabilirsiniz ....
http://www.hidrellez.org/
Hıdrellez, bütün Türk dünyasında bilinen mevsimlik bayramlarımızdan biridir. Ruz-ı Hızır (Hızır günü) olarak adlandırılan hıdrellez günü, Hızır ve İlyas Peygamber’in yeryüzünde buluştukları gün olması nedeniyle kutlanmaktadır. Hızır ve İlyas sözcükleri birleşerek halk ağzında hıdrellez şeklini almıştır. Hıdrellez günü, Gregoryen takvimine göre 6 Mayıs eskiden kullanılan Rumi takvim olarak da bilinen Julyen takvimine göre 23 Nisan günü olmaktadır.
Halk arasında kullanılan takvime göre eskiden yıl ikiye ayrılmaktadır: 6 Mayıs’tan 8 Kasım’a kadar olan süre Hızır Günleri adıyla yaz mevsimini, 8 Kasım’dan 6 Mayıs’a kadar olan süre ise Kasım Günleri adıyla kış mevsimini oluşturmaktadır. Bu yüzden 6 Mayıs Günü kış mevsiminin bitip sıcak yaz günlerinin başladığı anlamına gelir ki, bu da kutlanıp bayram yapılacak bir olaydır.
Hızır ve Hıdrellezin kökeni hakkında çeşitli fikirler ortaya atılmıştır. Bunlardan bazıları Hıdrellezin Mezopotamya ile Anadolu kültürlerine ait olduğu; bazıları ise İslamiyet öncesi Orta Asya Türk kültür ve inançlarına ait olduğu yolundadır. Oysaki Hıdrellez Bayramı’nı ve Hızır inancını tek bir kültüre mal etmek olanaksızdır. İlk çağlardan itibaren Mezopotamya, Anadolu, İran, Yunanistan ve hatta bütün Doğu Akdeniz ülkelerinde bahar ya da yazın gelişiyle ilgili bazı tanrılar adına çeşitli tören ve ayinlerin düzenlendiği görülmektedir.
Hızır, yaygın bir inanca göre, hayat suyu (ab-ı hayat) içerek ölmezliğe ulaşmış; zaman zaman özellikle baharda insanlar arasında dolaşarak zor durumda olanlara yardım eden, bolluk-bereket ve sağlık dağıtan, Allah katında ermiş bir ulu ya da peygamberdir. Hızır’ın hüviyeti, yaşadığı yer ve zaman belli değildir. Hızır, baharın, baharla vücut bulan taze hayatın sembolüdür. Hızır inancının yaygın olduğu ülkemizde Hızır’a atfedilen özellikler şunlardır:
* Hızır, zor durumda kalanların yardımına koşarak insanların dileklerini yerine getirir.
* Kalbi temiz, iyiliksever insanlara daima yardım eder.
* Uğradığı yerlere bolluk, bereket, zenginlik sunar.
* Dertlilere derman, hastalara şifa verir.
* Bitkilerin yeşermesini, hayvanların üremesini, insanların kuvvetlenmesini sağlar.
* İnsanların şanslarının açılmasına yardım eder.
* Uğur ve kısmet sembolüdür.
* Mucize ve keramet sahibidir.
* Hızır, bu nitelikleriyle mitoloji dünyasının kendilerine üstün yetenekler atfedilen tanrılarını hatırlatmaktadır.
Ülkemizde Hıdrellez Bayramı 6 Mayıs tarihinde kutlanır. Bugün Hıristiyanlarca da baharın ve doğanın uyanmasının ilk günü olarak kabul edilir; bu günü Ortodokslar Aya Yorgi, Katolikler St.Georges Günü olarak kutlamaktadırlar.
Mevsimlik bayramlarımızdan biri olan Hıdrellez, ülkemizde etkin bir biçimde kutlanmaktadır. Büyük şehirlerde daha az olmak üzere, kasaba ve köylerde hıdrellez için önceden hazırlıklar yapılır. Bu hazırlıklar, evin temizliği, üst-baş temizliği, yiyecek-içeceklerle ilgili hazırlıklardır. Hıdrellez gününden önce evler baştan başa temizlenir. Çünkü temiz olmayan evlere Hızır’ın uğramayacağı düşünülür. Hıdrellez günü giyilmek üzere yeni elbiseler, ayakkabılar alınır.
Anadolu’nun bazı yerlerinde Hıdrellez Günü yapılan duaların ve isteklerin kabul olması için sadaka verme, oruç tutma ve kurban kesme adeti vardır. Kurban ve adaklar “Hızır hakkı” için olmalıdır. Zira tüm bu hazırlıklar Hızır’a rastlamak amacına yöneliktir.
Hıdrellez kutlamaları daima yeşillik, ağaçlık alanlarda, su kenarlarında, bir türbe ya da yatırın yanında yapılmaktadır. Hıdrellezde baharın taze bitkilerini ve taze kuzu eti ya da kuzu ciğeri yeme adeti vardır. Baharın ilk kuzusu yenildiği zaman sağlık ve şifa bulunacağına inanılır. Bugünde kırlardan çiçek veya ot toplayıp onları kaynattıktan sonra suyu içilirse bütün hastalıklara iyi geleceğine, bu su ile kırk gün yıkanılırsa gençleşip güzelleşileceğine inanılır.
Hıdrellez gecesi Hızır’ın uğradığı yerlere ve dokunduğu şeylere feyiz ve bereket vereceği inancıyla çeşitli uygulamalar yapılır. Yiyecek kaplarının, ambarların ve para keselerinin ağızları açık bırakılır. Ev, bağ-bahçe, araba isteyen kimseler, Hıdrellez gecesi herhangi bir yere istediklerinin küçük bir modelini yaparlarsa Hızır’ın kendilerine yardım edeceğine inanırlar.
Hıdrellezde baht açma törenleri de oldukça yaygın olarak uygulanan geleneklerimizdendir. Bu törene İstanbul ve çevresinde “baht açma”, Denizli ve çevresinde “bahtiyar”, Yörük ve Türkmenlerde “mantıfar”, Balıkesir ve çevresinde “dağara yüzük atma”, Edirne ve çevresinde “niyet çıkarma”, Erzurum’da “mani çekme” adı verilir. Törenler baharda doğanın ve tüm canlıların uyanmasıyla eş anlamlı olarak insanların da talihlerinin açılacağı inancıyla, şanslarını denemek için yapılır. Hıdrellezden bir gece önce bahtını denemek ve kısmetlerinin açılmasını sağlamak isteyen genç kızlar yeşillik bir yerde veya bir su kenarında toplanırlar. İçinde su bulunan bir çömleğe kendilerine ait yüzük, küpe, bilezik gibi şeyler koyarak ağzını tülbentle bağladıktan sonra bir gül ağacının dibine bırakırlar. Sabah erkenden çömleğin yanına giderek sütlü kahve içip ağızlarının tadının bozulmaması için dua ederler. Ardından niyet çömleğinin açılmasına geçilir. Çömlekten içindekiler çıkarılırken bir yandan da maniler söylenir. Buna göre eşyanın sahibi hakkında yorumlar yapılır. Hıdrelleze özgü bu uygulama temelde bu şekilde yapılmakla birlikte, yörelere göre bazı farklılıklar da gösterebilmektedir. Son zamanlarda ise bu tören yalnızca evde kalmış kızların kısmetini açmak amacıyla yapılmaktadır.
Sonuç olarak, Anadolu’da hala görkemli törenlerle kutlanan Hıdrellez Bayramı insanlık tarihinde çok eski zamanlardan beri kutlanmaktadır. Farklı zamanlarda, farklı isimler altında kutlansa da Hıdrellez motiflerine pek çok yerde rastlamak mümkün olmaktadır. Baharın gelişi ve doğanın canlanması insanlar tarafından bayramlarla kutlanması gereken bir durum olarak algılanmıştır. Böylece bir bahar bayramı olan Hıdrellez evrensel bir nitelik kazanmıştır.
Kaynak: http://www.kultur.gov.tr/portal/kultur_tr.asp?belgeno=4530
3 Mayıs 2008 Cumartesi
Sail away with me
Sail away with me honey
I put my heart in your hands
Sail away with me honey now, now, now
Sail away with me
What will be will be
I wanna hold you now
Crazy skies all wild above me now
Winter howling at my face
And everything I held so dear
Disappeared without a trace
Oh all the times Ive tasted love
Never knew quite what I had
Little darling if you hear me now
Never needed you so bad
Spinning round inside my head
Sail away with me honey
I put my heart in your hands
Sail away with me honey now, now, now
Sail away with me
What will be will be
I wanna hold you now
Ive been talking drunken gibberish
Falling in and out of bars
Trying to find some explanation here
For the way some people are
How did it ever come so far
Sail away with me honey
I put my heart in your hands
Sail away with me honey now, now, now
Sail away with me
What will be will be
I wanna hold you now
Sail away with me honey
I put my heart in your hands
Sail away with me honey now, now, now
Sail away with me
What will be will be
I wanna hold you now
2 Mayıs 2008 Cuma
Oylesine yasayip gitti....Demesinler...
Gayet akli basinda gorunuyor,insanlarla konusuyordu: her seyi otekilerinin yaptigi gibi yapiyordu, ama icinde igrenc bir bosluk vardi, artik hic bir kaygi duymuyordu, hic bir arzu: varolusu zorunlu bir yuktu ona --Oylesine yasayip gitti.*
Boylesine hissedebilir bence insan kimi zaman. Ne icin yasadigini gercekten bilmeden, sadece icindeki bosluga kapilip giderek. Handikap gibi aslinda cogu zaman. Icimdeki duygusalliga yenilip hedeflerimden sastigim, aslinda olmasini umup da yapamayinca, basarisizliklarimi yeniden gozden gecirmeden, tekrar basa donup baslamayi deneyip, duzeltmeye calismadan, o bosluklara kac kere girip ciktigimi aslina bakarsak bende pek hatirlamiyorum artik.
Simdi yeni baslagiclar yapmak uzere bu ulkeye geldim. Aslina bakarsak en buyuk bosluklara belki burada girdim. Sadece yeni bir dil ogrenmiyorsunuz bazen gittiginiz yerde, o insanlari da ogreniyorsunuz, bazen kendiniz olmaktan cikip o insanlardan biri gibi olmaya calsiyorsunuz. Mutasyon geciremeyeceginize gore her deneyimiz haliyle basarsiz oluyor. Farkli tonlamalar vardir dilde cumlenin gidisatina gore. Insan hayati icinde boyle oldugunu dusunuyorum. Kimi zaman vurgu yapmak gereken yerleri, durup nefes alman gereken yerleri, noktai, virgulu, unlemi koyman gereken yerleri de mantikli olarak yerine oturtamiyoruz. Yoksa prototip olurduk herhalde zaten.Kaygi duymali oysa insan. Yarin olup gidecekmis gibi bence. Bugun demeli yarin olsem bir sey yapmis olarak olucem. Korkularimizi, mutluluklarimizi, yapilacak islerimizi yarinlara birakmadan, saatler her an yaptiklarimizi bir anda durdurabilir gibi - ki en reel olan sey olum degil mi en az dogum kadar- yasamali. Yoksa, herkes mukemmel, herkes sahane, ne guzel. Ama baskasindan kopyalarak yasama arzusu, onun nefes aldigi gibi almaya, konusmaya calistigi gibi, durdugu gibi durmaya calisma... Her bedenin farkli bir yaradilisi oldugu gibi her ruhun da farkli bir yaradilisi var olmali... Iste butun olmaya calisma, durumlarinda varligin bir yuk gibi gelir omuzlarina, oylesine yasayip gidersin iste. Ama sen sensen, senden ote bir sen varsa icinde, sen birini taklit etmeye calsimiyor, taklit edilmeye calisiliyorsan, tuy kadar hafif olursun, hangi bosluk, handikap cikarsa ciksin karsina, tuy kadar hafif oldugundan, devinimler bile girmeden araya, ucup dusmeden atlativerirsin olasi gereksiz yasam durumlarini. Neden yasadigini bilirsin, neden yasadigini bildirirsin, basini dik gezersin, suruklenmeden, dusmeden. Yoksa oylesine yasayip gidersin iste, sen sen olmadan, baskasinin golgesinde kendi golgeni kaybederek ....
*(Werke und Briefe, Munchner Ausgabe (Herausge. Pornbacher et al., dtv1988, S.158) Alintiya; Oruc Aruoba, Uzak, Metis Yayinlari,Istanbul 1995, s.49; yer vermistir.
VALİ İSTİFA!
Biz aşağıda imzası olanlar,
1 Mayıs’ı, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da bütün İstanbul halkı için işkenceye dönüştüren Vali Muammer Güler’in istifa etmesini talep ediyoruz.
Hrant Dink kardeşimize düzenlenen suikastı önceden bilen İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah hakkında soruşturma açılmasına bile izin vermeyen Vali Güler, “provokasyon olacak” gerekçesiyle Taksim Meydanı’nı emekçilere kapatıyor.
“Kamu düzeni bozulacak” diye İstanbul’da adı koyulmamış sıkıyönetim ilan edip metroyu kapatıyor, vapur seferlerini iptal ediyor, okulları kapatıyor, çocuk-yaşlı, bebek-hamile demeden yüzlerce gaz bombası attırıyor. Taksim’e emekçileri sokmamak için, binlerce polisle Taksim Meydanı’nı ve oraya çıkan bütün yolları silahlı-bombalı-coplu polislerle işgal ettiriyor.
Taksim’de ısrar eden emekçiler, çatışma değil daha çok demokrasi istiyorlar.
Biliyoruz ki 12 Eylül Darbesi’nin yolunu döşeyen Maraş, Çorum, Bahçelievler, Balgat katliamlarının başlangıç noktası olan 1 Mayıs 1977 katliamının arkasındaki derin güçler ile Hrant Dink’in ve son olarak Adapazarı’nda yaşanan türdeki linç girişimlerinin arkasında hep aynı karanlık-derin güçler-çeteler var. Ve bu güçler açığa çıkarılmadan, bunlardan hesap sorulmadan bu ülkede demokrasinin önü açılmayacak, darbe tehditlerinin arkası kesilmeyecektir.
Taksim ısrarı, demokrasi ve temiz toplum ısrarımızın bir ifadesidir.
Kendisi de benzer güçlerin saldırısı altında kapatılma davasına maruz kalan AKP hükümeti ise Vali Güler’in yasakçı zihniyetine destek vererek demokrasiyi değil yasakları, baskıları ve darbecileri güçlendiriyor. Çetelere karşı sonuç alacak mücadele AKP’ye bırakılamayacak kadar önemlidir. Sosyal Güvenlik Yasası’na karşı omuz omuza veren emek güçlerinin Taksim talebi ile devam eden birlikteliği Vali Güler’in istifa etmesi için güçlendirilmelidir.
Demokrasi, temiz toplum, özgürlük, adalet, eşitlik, barış mücadelelerini ancak emek cephesi olarak kazanabiliriz.
http://www.valiistifa.net/index.php